inselemre

Saturday, March 24, 2007

Nereden nereye devam

Yol hikayemiz kaldigimiz yerden devam ediyor. Gecen yazida 850 mil suren Denver'dan Saint Louis'e olan yolculugumuzu yazmistim. Simdi ise Saint Louis'ten Auburn'e olan yolculugumuzu ve hatta vaktim olursa ertesi gunu yani Auburn'den Miami'ye olan bolumu yazacagim. Saint Louis Missouri'de cok siradan gozuken bir otelde kalmis olsak da aslinda otelin kendisi pek siradan degildi. Cok buyuk olan bu otelde koridorlar adeta labirent gibiydi. Ama en ilginci kahvalti yaptigimiz yerdi. Otelin kendi restorani yoktu ve bina icinden komsusu olan bir Irlandali barinda kahvalti hizmeti veriyordu. Sabah 7'de sagi solu Irlanda birasi reklami iceren bir koridordan barimiza girip kurabiye, portakal suyu ve kahve iceren kahvaltimizi yaptik. Aslinda bar kahvalti icin cok ilginc bir mekandi cunku alkolun etkisinde olmadigi zaman insan ortami cok daha iyi inceliyor. Mesela gerceginin 1/60'i olcekli bir gemi maketi vardi. Yapilisinin hepsi fotograflarla guzel guzel anlatiliyordu. Onun resimlerine baktim. Sonra duvar da Homer Simpson'in degisik hallerini gosteren poster vardi. Onu inceledim. Neyse sonra Beste'yle o gunku yolumuzu da planladiktan sonra yola ciktik. Oncelikle sunu belirteyim ki Saint Louis iki eyalete bolunmus bir sehir. Bir yarisi Missouri eyaletinde diger yarisi da Illinois eyaletinde. Bizim otelimiz Missouri yarisindaydi ve yola cikisimizdan 15 dakika sonra Illinois eyaletine gectik. Ismi "Ilinoy" olarak telafuz edilen bu eyalet hakkinda benim universite son sinifta "University of Illinois at Urbana Champaign"'e basvurmayi dusunurken yazdigim "Hele loy loy"'a cok benzeyen bir tekerlemem vardi. Iste Beste asagidaki fotografi cekerken ben de bu tekerlemeyi soyluyordum: "Ilinoy noy noy noy".





Neyse Illinois eyaletine girdikten sonra manzara yavas yavas sehir manzarasindan kirsal manzaraya degisti. Uc gunluk yolculugumuz icerisinde en cok begendigim yer burasiydi, guney Ilinoy. Tum cayirlar yemyesildi ve yolumuzun etrafi neredeyse hep agac doluydu. Disarida hava sicakligi da makul bir seviyedeydi o yuzden ne havalandirma calistirdik ne de isitma. Hatta benzin alalim diye yalnislikla otoyoldan 4-5 km uzakta bir kasabaya gittik ve sans eseri super bir manzara kesfettik. Sagli sollu kucuk tepelerin ortasinda kurulmus yemyesil bir kasaba. Yol boyunca duraklama yaptigimiz yerler icinde en cok burayi sevdim. Bu arada iste asagida da Ilinoy otoyollarrinda cektigimiz uc tekerlekli motorsikleti uzerinde giden teyze.

Bu kucuk kasabadan ciktiktan sonra uc gunluk yolculugumuzun en onemli yerine yani Metropolis Illinois'e geldik. Son cikan Supermen filmini dikkatle izlediyseniz ABD haritasi uzerinde Metropolis yazan bu kucuk kasabada Kent ailesinin yasadigini gorebilirdiniz. Neyse efendim ben filmde bunu gorup gercek olup olmadigini cok merak ettigim icin Metropolis'e kac mil kaldigini Beste'ye israrla sordum. Beste de buyuk bir sabirla her seferinde haritaya bakip bana soyledi. Sonunda Metropolis'e yaklastigimizda ben hem yola hem de yol kenarindaki tabelalara bakip supermen'den bir iz bulup bulamayacagimi arastiriyordum. Ve de iste asagida kaniti. Supermen gercekten Metropolis'te buyumus...


Metropolis sehrini de gectikten sonra Illinois eyaletine elveda deyip heyecanla Kentucky eyaletine gectik. Bu eyaleti heyecanla beklememizin nedeni ogle yemegini burada yiyecek olmamizdi. Hatta mumkunse Kentucky Fried Chicken'da yeyip boylece Kentucky eyaleti hakkinda simdiye kadar bildigimiz tek seyi de tescil etmis olacaktik. Kentucky'e gelir gelmez sanki hava da eyalet sinirlarina uyuyormuscasina disarisi iyice isindi. Bize "siz amerikanin guney eyaletlerine geldiniz ona gore" dedirtti.

Zaten guney eyaletler hakkinda cok guzel seyler duymamistim, zira amerikan ic savasinda kaybeden taraf olduklari icin bu eyalettlerin digerlerine gore daha fakir olduklarini soylemislerdi. Zaten bir de kolelik konusundaki israrlarindan dolayi sevgili ev arkadasim Ron cok sevmezdi bu eyaletleri. Neyse Kentucky'e geldik ve zaten acikmis oldugumuz icin ilk KFC'de durduk. Bir kere yabanci bir dil konustugumuzdan ikincisi de ben tatile gelmis turist gibi giyinmis oldugumdan Beste ile ben yemegimizi yerken millet surekli bize bakip durdu. Ustelik de cok arkadasca bakislar atmadilar bize. Bunun uzerine bir de guneyli amerikan aksanini duydugumda bende genel bir gulme olustugu icin siparisimizi verirken de biraz garip anlar yasadik. Neyse yiyeceklerimizi aldik ve bir baktik ki son derece kalitesiz yemekler. Sadece kucuk olmakla kalmamis ama ayni zamanda hic ozen gosterilmedigi de bariz ortada. Beste 6 tane tavuk kanat soyledi, bu kadar kanada benzemeyen kanat gormedim ben hic. Zaten iki tanesi bir lokma. Ac sofor araba kullanmaz deyip ayni cati altinda bulunan Taco Bell'e gittik bizde karnimizi doyurmak icin. Hem yemekler kotu oldugu icin hem de garip garip bakilmak sinirimi bozdugu icin bir daha Kentucky'de hic durmadan Tennessee'ye dogru yola ciktik. Bu eyaletin de ismi bayagi ilginc zira ilk bakista "Tenesii" diye okuyor insan, hatta bizim Wyoming'li Amerikalilar da "Tenesii" diye okuyorlardi. Fakat Tennessee eyaletinde insanlar yine o garip aksani kullandiklari icin kendileri "Tenesey" diyorlardi. Biz de diger amerikalilardan duyduklarimizla bunlarin soylediklerinin ortasi birsey soyleyip o sekilde telafuz ediyorduk. Butun bu dogru telafuz cabalarimiza ragmen bir turlu bir Tennessee eyaleti magneti bulamadik. Ama yine de ben bu eyaleti sevdim. Hem yollari guzeldi, hem de yine yolun saginda solunda olan manzara guzeldi. Hatta baskent Nashville icin Kenan Dogulu'nun sarkisinin sozlerini de degistirip bir sarki yazdim.

Nesvil nesvil diye aglayacaksin/Burada durmadigin icin hergun cildiracaksin...

Bu sarkiyi orijinal seslendirisimin videosu Beste'de mevcut. Kendisi o videoyu bana verirse ben de belki buraya koyabilirim. Biz Nashville'den gecerken Beste de daha onceden hazirladigi ve ciktilarini aldigi bilgileri okuyordu. Nashville sehri megerse Amerikan muzik piyasasi icin cok onemli bir merkezmis. Elvis Presley, Johnny Cash falan ilk cikislarini burada yakalamislar. Hatta halihazirda bir cok unlu bu sehirde oturuyormus, misal Nicole Kidman, Reese Witherspoon. Ama hakikaten hem ikliminin guzelligi, hem eyaletin dogasinin guzelligi hem de Nashville sehrinin getirdigi faydalar dusunulunce Nashville'de ben de iyi puan verdim.



Nashville ile Tennessee-Alabama eyalet siniri arasinda bir daha durmadik. Zaten manzara guzeldi hava da artik aydinligini yitiriyordu o yuzden ben zorla Beste'ye kitap okuttum. Malum disarisi aydinlik iken mumkun oldugunca bu aydinligi kullanmak icin. Bir tek Alabama sinirina gelince durduk ve tabelanin fotografini cektik. Hatta biz durdugumuzda arkamizdan gelen bir jip de durdu. Daha once jip kullanan polisler gordugumuz icin ve otoyolda acil durumlar haricinde durmak muhtemelen yasak oldugu icin benim icimi bir korku aldi fakat sevgili Beste bunlara hic aldirmadan fotografi cekti. Daha sonra anladik ki arkamizda duran adam da bizim yaptigimizi yapmak icin durmusmus. Boylece "Alabama the Beautiful" fotografini cektikten sonra yolumuza devam ettik. Alabama'da Mustafa'nin evinin oldugu Auburn sehri bizim bulundugumuz sinirdan yaklasik bir uc saatlik mesafedeydi. Biz otoyoldan devam edip once Birmingham sehrine oradan da Auburn'e gidecegimiz yola saptik. Fakat aksam 6:30 gibi o Birmingham'deki o sapaga geldigimiz icin aksam eve donus trafigine yakalandik. Trafikte 10 dakikalik yolu 1 saatte aldiktan sonra sonunda Auburn yoluna geldik. Bu yol son derece ilginc bir yoldu. Iki serit gidis iki serit gelis olmak uzere dort seritli oldugu icin cok rahatti fakat yolda hicbir aydinlatma yoktu. Bunun uzerine bir de yolda giden birkac arabadan biri bizimki oldugu icin yakin zamanda benzin depomuzu doldurdugumuz icin kendimizi sansli hissederek yola devam ettik. Yaklasik bir saat falan gittikten sonra on camda benim hayatimda gordugum en buyuk bocek olusu izini birakan bir bocekle carpistik. Yani mazallah hayvan biraz daha buyuk olsa cami kirip iceri girecekti yani. Butun silecekli ve sulu cabalarima ragmen bocegin kalanlarini on camimdan silemedim. Sonunda anisina saygi deyip izi silmemeye karar verdim. Biraz daha kelime oyunu oynayip sohbet ettikten sonra sonunda Auburn'e vardik. Mustafa sagolsun bizi beklemisti yemek icin. Saat 8:30 olmasina ragmen yememisti. Bu arada tanimayanlar icin Mustafa, Beste ve benim ODTU Insaat'tan arkadasimiz. Kendisi University of Alabama'da Insaat Muhendisligi bolumunde betonarme otoyol kopru kirislerinin karbon fiber ile guclendirilmesi konusunda master yapiyor. Eger otoyol koprulerini guclendirme isiniz varsa kendisi size yardimci olabilir. Mustafayla birlikte raki icip balik yedik. Yine sagolsun cocuk bizim icin Turkiye'den yeni getirdigi Efe Raki'sini acti. Boylece bir raki balik keyfi yapmis olduk. Bol bol hem gecen bir bucuk yildan konustuk hem de onumuzdeki bir kac yildan. Sonunda uykumuz gelince de Mustafa'nin bir oda bir salon evindeki yatak odasinda ust uste duran iki yatagini yan yana koyup uc kisi o yatakta yattik. Hem rakinin hem de yolun etkisiyle olacak ben cok guzel bir uyku uyudum o gece. Ertesi sabah uyandigimda ucuncu gun yolculugumuza hazirdim...


Ucuncu gun olanlar:

1) Welcome to Miami/Bienvenidos a Miami

2) Geynisville'den gecerken

3)Oku Beste Oku!!

Saturday, March 17, 2007

Nereden nereye?



Bize Turkce hocalari neden hep once yaziyi sonra basligi yazin dediler? Aha da inat olsun diye ben once basligimi yazdim sonra da yaziyi yaziyorum.






Efendim 7 Mart Carsamba gunu aksam 6 gibi, sevgili kucuk kardesim Selincik'in (kendisi benim boyuma gelmis bu arada) 13. dogumgununde, Beste ile birlikte Laramie Wyoming'den yola ciktik. Denver'a 8:15'te vardik ve aksam yemegimizi Gamze Abla ve Yavuz Abi ile yedik. Hey gidi hey...Onlarla uzun uzun sohbet etmeyi ozleyecegim. Efendim ertesi gun sabah 6:30'da yola ciktik. Hedefimiz ayni gunun aksami 1350 km uzakta olan Saint Louis Missouri'ye varmakti. Denver'in sehir ici trafiginde kaybettigimiz bir yarim saatten sonra I-70 otoyoluna ciktik.




I-70 otoyolunda hic baska yola sapmadan taa Saint Louis'e kadar gittik ki sanirim bir daha hic bir otoyol ile bu kadar uzun suren bir iliskim olmayacak. Beste'ye zorla I-70 otoyolu tabelasinin fotografini uc kere cektirdigim dusunulurse bu iliski daha da iyi anlasilir. Efendim Denver'dan St.Louis'e giderken yolun buyuk bir cogunlugu Kansas eyaletini enine gecerek gecti. Bir benzinciden aldigim t-shirt'te de anlatildigi gibi Kansas eyaletinden gecerken bugday tarlalari, inekler ve de elektrik direkleri haricinde birsey gormedik. 800 km eninde bir eyalet oldugu dusunulurse bu kadar heyecansiz ve bos olmasi konusunda Beste de ben de sasirdik. Butun bunlarin yaninda oglen yemegi konaklamasini orada yapmayi dusunuyordum ve de bir kamyoncu yerinde durmasak ne guzel olur diye icimden geciriyordum ki sansimiza uc-bes restoranin da bulusmus oldugu bir kucuk durak yeri bulduk. Sonradan ogrendigimize gore bu durak mekani acilali bir ay olmustu o yuzden tertemizdi.
Guzel guzel yemegimizi yedigimiz bu yerde gunduz gozuyle bir daha arabanin ne kadar dolu oldugunu farkettik. O mekandan Katar'in emirini arayip is arkadaslariyla periyodik olarak bowling oynadigini ogrendigimi ve de firsati kacirmadan kendisine laf ettigimi de belirtmek istiyorum. Ayrica Beste de ben de "bacak esnetme"'nin bokunu cikarip orada kucuk capta bir yoga seansi da yaptik. Bir de Laramie'nin sifirin altinda sicakliklarina alismis olan ben gunesi ve +15 derece sicakligi gorunce pantolonumu cikarip sortumu giydim ve yolumuza devam ettik.




Ogle yemeginin verdigi agirlik hafif hafif cokerken ve de ben artik araba kullanmaktan sikilmisken Beste'nin aklina super bir fikir geldi: gecen hafta almis oldugu Da Vinci Sifresi kitabini yuksek sesle okumak. Onun kaldigi yer olan 100. sayfadan basladik ama meger Da Vinci Sifresi ne kadar kudretli bir kitapmis. Uyku falan ne varsa aldi goturdu. Ne oldugunu anlayamadan saat aksam 5'e yaklasmisti. Bir de tabii bana tatli tatli Turkce konusmasina alismis oldugum sevgilim bana ingilizce kitap okuyunca ayri bir zevk aldim. Ilkokulunu birincilikle bitirmis sevgili Beste muhtemelen tum sinif okumalarini yapan kisi oldugu icin adeta "tecrube konusuyor olm" diyerek vurgularini da eksik etmeden ve de hata yapmadan kitabi okudu.
Aksam ustu hava kararmaya basladiginda Kansas eyaletinin yolumuz uzerindeki tek buyuk sehiri olan Kansas City(isim gercekten cok yaratici)'e geldik. Bu noktada gece durmayi planladigimiz St. Louis'e yaklasik 4 saatlik bir yolumuz kalmisti. Ben gaza gelip hadi bari yolun ortasinda bir yerde aksam yemegi molasini verelim dedim ve 2 saat daha gidip Colombus adli sehirde guzel bir aksam yemegi yedik. O yemek beni guzelce doyurdu ama onumuzde daha gidilecek 2 saatlik daha yolumuz oldugunu bilmek yemekten aldigim tadi belli bir olcude azaltti. Neyse efendim, garson bizim halimize acimis olacak ki yolculuk icin bize su falan da verdi, biz de yolumuza ciktik. O iki saat nasil gecti bilmiyorum. Yani o otele giden yol bitmek bilmedi. Son saatte sevgili yardimci soforumun aklina yine cok iyi bir fikir geldi ve bir kelime oyunu oynadik. Digerinin soyledigi kelimenin son harfinden yeni bir kelime uretme oyunu, tekrar eden yaniyor. Oyunun kendisinde cok siradisi bir sey yoktu ama biraz giciklik olsun biraz da uyanik tutma amacina hizmet etsin diye hata yapilinca kazananimiz TV yarisma programlarinda hata yapildiginda cikan o elektronik sesin bir benzerini cikarmaya basladik. Sonunda benim o sesi cok yuksek ve de Beste'yi korkutacak kadar ani bir sekilde cikarmam sonucu oyunu biraktik. Yilmaz Erdogan'in Vizontele 2'de ortaya attigi "Bitmeyen Pil" kavramindan yola cikarak ben de "Bitmeyen yol" fikrini ortaya attim ve bu konu uzerinde de biraz daha vakit gecirdik ve sonunda otelimize vardik.

Otelin lobisinde Mortal Kombat 4'un oyunu vardi ama Beste benim oynamama izin vermedi. Zaten asiri yorgun oldugumuz ve de saat 11:30 oldugu icin annemlere hayatta oldugumuzu, azmimizi kaybetmedigimizi ve yolumuza devam edecegimizi telefonda soyleyip uyuduk.

Ertesi sabah ki yol hikayelerimiz sonra...Bir sonraki bolumde olacaklar

1) Metropolis: Supermen gercekten guney Illinois'deki bu kasabada mi buyumus?
2) Kentucky Fried Chicken en guzel Kentucky'de mi?
3) Nashville, Tennessee icin yazilmis Turkce sarki var midir? Varsa bu sarkinin sozleri nedir?

Ve daha bircok baska onemsiz ama ilginc sorunun cevabi bir sonraki yazida...

Sunday, March 11, 2007

2245.85 mil = 3613.5 km

Dun gece Miami saatiyle 22:00'da Miami'ye geldim. Sagim, salimim, yorgunum. Yarin ise basliyorum, bu yuzden heyecanliyim. Aslinda anlatilacak cok hikaye var ama su anda gitmem lazim. Yakinda uzun uzun herseyi anlatacagim.

Herkes kendine iyi baksin...

Tuesday, March 06, 2007

Tez bitti! Artik ozgurum!

Tezimi bitirdim. Ozgur bir adamim artik. Yarin Laramie'den Miami'ye yola cikiyorum.

Bir macera bitti, simdi sira yeni macerada...

Wednesday, February 28, 2007

Gectim

Tez savunmami gectim. Her ne kadar askini pek beklemiyor olsam da yine de kesin ogreninceye kadar insan biraz tedirgin oluyor.

Dun sabah uyandim tras oldum, ustume gri takimimi, mavi gomlegimi giydim kirmizi kravatimi taktim ve ofise geldim. Ogleden sonra 3'e kadar vakit gecsin diye ofisteki dokumanlarimi toparladim, sunumun bir provasini daha yaptim, yemek yedim ve sonunda saat 3'te sunuma basladim.

Provalarimda 35 dakikadan biraz fazla suren sunum gerceginde yaklasik 25 dakika surdu. Ustelik "Sandwic Panel Deneyleri" baslikli sunumun basina Londra'da yapilan dunyanin en pahali sandvicinin fotografini koyup neden o kadar pahali oldugunu anlatmama ragmen. Neyse efendim o sabah Ugur Ersoy'dan (Hocalarin hocasi) aldigim cesaretlendirici e-mail ile birlikte zaten gaza gelmis olan ben sorulan tum sorulari cevaplayip "haklisiniz hocam, degistirelim hocam" demeden tezimi savundum. Icime de sindi. Hatta soru soranlarin da icine sinmis olacak ki onlar da cikarken "guzel olmus, iyi olmus" diyerek bu goruslerini bildirdiler.

Neyse efendim daha sonra izleyici cogunluk disari cikti ve komitemle ben basa kaldik. Izleyicilerin askine, komite tezimi okumus olarak geldigi icin tezimle ilgili sorular sordular. Giris ve sonuc bolumlerinde istedikleri birkac degisiklik disinda onlar da pek problem cikarmadilar. Bir de tezin ana metininde anlasilmayan bir kisim varmis onu da aciklayinca olay cozuldu. Sonra beni disariya alip kararlarini tartistilar. 15 dakika disarida oylece bekledim. Zaten karnim ac, ayakta durmaktan bacaklarim agrimis. Neyse sonunda ciktilar ve gectigimi soylediler. Ben de sagolun deyip aynen ofise gittim.

Ofiste arkadaslar beni bekliyorlardi zaten ve hep birlikte eglenmeye ciktik. Bol bol yemek, bira, "wild turkey" isimli viski tadinda icki karisti ve bayagi eglendik.

Iyi oldu valla gectigime ben de cok sevindim. Saka maka bu kasabada bir haftam kaldi. Gitmeden once yapilmasi gereken cok is var. Hadi bakalim hayirlisi insallah hepsi yetisecek.

Benden haberler bu kadar. Herkes kendine dikkat etsin.

Thursday, February 22, 2007

IS GUC VE TEZ

Meger zor olan tezi yazmak degilmis, tezin duzeltmeleriymis. Tezi yazip bitirmeye o kadar yogunlasmisim ki, bitirip komiteye verdikten sonra oyle bir rahatlama yasamisim ki ondan sonra yapilan hicbir ise adam gibi kendimi veremiyorum. Tabi ki tezi bitirmis olmanin uzerine bir de is bulmus olmanin mutlulugu eklenince son birkac gundur ise yarar birseyler yapamadim.

Sali aksamindan beri tez savunmasi ve de deneylerle ugrasiyorum. Hadi deneyleri bir sekilde hallettim. Ama tez savunmasi gecen hafta ne durumdaysa bu sabah da o haldeydi. Bugun kendi kendime diyordum, artik su sunumu bitireyim de rahatlayim diye. Fakat her oturdugumda yeni birsey cikti. Once sabah sabah kereste almaya gittim (bizim hocanin evini tamir etmek icin kereste kesmesi gerekiyormus o keresteleri almak icin de universitenin kamyonunu kullanmak istiyormus, kamyonu kullanmaya izni olan 3 kisiden biri de ben oldugum icin benden yardim istedi). Ogleden sonra o keresteleri kesmek icin hocaya yardim ettim. Bir saat once de tezi verdigim hocalardan birinin yorumlarini ve onerilerini aldim. Herif her sayfaya birsey yazmis. Duzeltmeler, oneriler, fikirler. Bir de en kotusu adamin el yazisi okunmuyor. Gerci bu hoca iyi bir hoca oldugu icin onerileri de yerinde olur diye dusunuyorum ama simdi o kadar duzeltmeyi yapmak hic icimden gelmiyor. Bir de o duzeltmeleri yapacagim uzerine diger hocalarin duzeltmeleri gelecek. Insallah milletin duzeltmeleri birbiriyle celismez.

Bu sikayetle baslayan bir yazi olmus olsa da aslinda bu aralar hep iyi haberler aliyorum. Hatta gectigimiz pazartesi gunu kendime Miami'de bir is bularak cozulmeyi bekleyen en onemli problemimi cozmus oldum. 12 Mart pazartesi baslayacagim. Hersey 5 gun icerisinde oldugu icin ben bile su anda olaya inanamiyorum. Herhalde ise basladigim gun ofise gidince "aaa ben artik muhendis oldum" gibi bir gercekle yuzlesme yasayacagim. Ogrencilik hayatimin aniden sona erecek olmasi cok ilginci bir his olacak. Sanirim en cok ofis arkadaslarima el sakasi yapabilmeyi ozleyecegim. Ya dusununce farkettim de ne kadar cok sey degisecek benim hayatimda. Vay bee...

Neyse ya ben en iyisi simdi tezin duzeltmelerini yapayim nasil olsa Miami'ye varinca aklima yapacak seyler gelir. Herkese kolay gelsin...

Monday, February 05, 2007

Sicacik bir Laramie dusluyordum...

Efendim oncelikle son gunlerde bu bloga yazacak bir suru konum oldugu halde yazamadigim icin su an blog yazmayi cok ozlemis bir durumdayim. Neyse ki artik tez yaziminin buyuk bir cogunlugu bitti, ben de yazabiiyorum. Dun ogleden sonra hocama tezin buyuk bir bolumunu teslim ettim. Geriye birtek tezin genel yazi kismina konmayacak olan resimler, grafikler, tablolar kaldi. Onlari da tezin sonuna bir yere ekledim mi hersey bitmis olacak.

Neyse bugunluk tezden farkli iki konudan bahsetmek istiyorum. Yazinin basliginda belirttigim gibi sicacik bir Laramie dusluyordum ve son iki gundur bunu duslememe gerek kalmadi cunku hayallerim gercek oldu. Inanmazsiniz ama son iki gundur Laramie'de hava sicakligi suyun donma sicakliginin uzerinde. Bugun yemege giderken her yerde eriyen karlardan olusmus kucuk su derecikleri gordum. Ustelik insanlar sanki daha bir mutlulardi gibi. Cogunlugun yuzu guluyor. Ben gunese arkami donmus yururken son iki aydir hissetmedigim birseyi hissettim, sirtim sicakladi. Kabanimi cikarmayi dusunuyordum ama disarisi iki derece oldugu icimdeki Ankarali buna engel oldu. Ne olursa olsun insan 2 derecenin soguk kabul edildigi bir yerde buyuyunce hayati boyunca bazi aliskanliklarini birakamiyor. Etrafima bir baktim bizim sortlu t-shirtlu Laramie gencligi yine ortalarda. Bu bebeler hakkaten burada buyudukleri icin alyuvarlarimi cok bilemiyorum ama soguktan cok fazla etkilenmiyorlar. Ustelik sadece erkekler de degil. Kizlar da oyle incecik geziyorlar. Yani insan kendini avutamiyor "bir grup erkek kizlara hava atiyor" diye. Ozetin ozeti Laramie'de havalar guzel. Insanlar mutlu. Ben de yollardaki buzlarin erimis olmasindan ve artik arabami calistirip motorun normal bir isiya gelmesi icin 10 dakika beklemeyecek olmaktan mutluyum.

Gelelim bu yazinin ikinci konusuna. Beni tanimayanlar icin burada kisa bir bilgi. Ben normalde saglikli bir insanimdir ve cok fazla hasta olmam. Ancak hasta oldugumda da bu benim moralimi cok bozar ve cok cekilmez bir insan olurum. O yuzden hasta olmayi da hic sevmem. Gecen yaz tatilinde Turkiye'ye geldigimde Ahmet, Onur ve Serhat'la birlikte bir haftaligina Bodrum'a gitmeden onceki gun gozumde bir enfeksiyon cikmisti. Doktorun dedigine gore konjuktivit denen bir hastalikmis. Neyse efendim bu hastalik bakteriyelmis ve gerekli ilaclarla bir haftada gecermis. Ama o bir hafta boyunca goz isiga karsi asiri hassas olurmus. Nitekim de oldu. O bir haftalik tatilin cogunda isiga baktigim zaman gozum agriyordu. Yaz tatili icin super bir hastalik, muthis zamanlama. Neyse efendim o tatilin sonlarinda benim hastaligim gecti ben de bu konudan bir daha hic sikayet etmedim. Ta ki bu sabaha kadar. Bu sabah kalktim odamin perdesini bir actim sag gozumde bir anda bir agri. Hemen anladim zaten ne oldugunu. Ve aklima yine ayni sey geldi. Muthis zamanlama. Yani tez yazimini bitirmisim onumuzdek bir hafta boyunca tezi defalarca okuyup uzerinden gecmem gerekecek ve gozumde bu hastalik cikiyor. Neyseki bu sefer erkenden anladim da hemen doktora gittim. Bakalim 45 dakika sonra bir daha gidecegim. Belki bana yeni bir antibiyotik verirler. Yoksa yine tek goz aciki tek goz kapali korsan gibi gezecegim. Ozetin ozeti hastalik degil ama zamanlamasi sikinti yaratmaz insallah.

Haa bu arada son haftalardaki soguk hava sonucu olarak zaten onceden de zor acilan kapimiz artik acilmiyor. Cunku kapinin kombinasyon tuslamaya yarayan tuslari donmus. Eve artik arka kapidan girip cikiyoruz.

Herkesi opuyorum. Kendinize iyi bakin.